T.C.
MARMARA
ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL
BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İLÂHİYAT
ANABİLİM DALI
KELÂM
BİLİM DALI
KURÂNDA
ve KİTÂB-I MUKADDESTE MESİH
Yüksek
Lisans Tezi
Rıdvan
DEMİR
İSTANBUL, 200
DİNLERDE KURTARICI MÜJDE VE BEKLENTİSİ
DİNLERDE KURTARICI MÜJDE VE BEKLENTİSİ
1- MESİH İLE İLGİLİ
TERMİNOLOJİ
1. 1. Mesih
Kelimesi ve Kullanımı
1. 2. Mesih ile
İlgili Diğer Kavramlar
2. MESİH BEKLENTİSİNİN MENŞE VE
MAHİYETİ
2. 2.
İsrailde Krallık Müessesesi
1. YENİ AHİDE GÖRE İSANIN MESİH
OLUŞU
1. 1. İncillerde İsanın Mesihliği
1. 2. Yeni Ahid Mektuplarında İsanın
Mesihliği
KURÂN-I KERÎMDE MESİH KAVRAMI
1. KURÂNDA MESİH KAVRAMININ KULLANIMI VE HZ.
İSANIN MESİH OLUŞU
2. KURÂNA GÖRE KURTARICI MÜJDE VE BEKLENTİSİ
3. İSA MESİHİN TEKRAR
GELİŞİ İNANCI
ÖNSÖZ
İnsanlık,
tarih boyunca hep bir kurtarıcıya sahip olma ümidini
taşımıştır. Zaman zaman bu umut gerçeğe
dönüşmüşken kimi zaman da hayal ve heyecan olarak
kalmıştır. Dinlerde, özellikle ilâhi dinlerde bir kurtarıcı
inancı kuvvetle kendini hissettirmektedir. Her ilâhi din, bir önceki din
ya da dinlerden etkilenmekle beraber, bu inanca kendi rengini ve biçimini
vermeyi de ihmal etmemiştir.
Biz bu
çalışmamızda mesih kavramını ilâhi dinlerin kutsal
kitaplarının iniş sırasına göre incelemeye çalıştık. Bu konu bana hem Kelâm hem de Dinler
Tarihi kaynaklarını tanıma ve kullanma imkanı
sağladı. Kutsal metinleri daha yakînen tanımaktan dolayı
mutlu olduğumuzu söylemeliyiz. Konu başlığımızda
ifade etmesek de biz konuya inanç yerine kavramsal açıdan yaklaşmaya
çalıştık. Bugüne kadar yapılan çalışmaların
neredeyse tamamının mesih kavramı yerine mesih inancında
yoğunlaşmış olması bu konuda bir kavram
çalışmasının yapılmasını önemli ve gerekli
kılmaktaydı. Yaptığımız çalışmanın
söz konusu boşluğu doldurduğu inancındayız.
Giriş, üç anabölüm ve sonuçtan oluşan tezimizin giriş
bölümünde; mesih inancının tarihçesine inmeye
çalıştık. Tesbit edebildiğimiz yirmiyi aşkın
kültür ve inançta kurtarıcı bir lider beklentisininin
bulunduğunu, ilk modelinin ise Sümerlilerde olduğunu tesbit ettik.
Kurtarıcı inancının dinlerde ilk olarak nasıl ortaya
çıkmış olabileceği
ihtimalleri üzerinde durduk.
Eski
Ahidde mesih inancı olarak belirlediğimiz birinci bölümde mesih
kelimesinin Yahudi kültüründeki anlamlarına eğilmeye
çalıştık. Eskatolojik bir mesih ve bu bağlamda mesihle
ilgili diğer kavramların etimolojisini yaptıktan sonra mesih
beklentisinin Yahudi geleneğindeki menşe ve mahiyetine yöneldik. Eski
Ahidin tüm bölümlerinde mesih müjdesine yönelik olarak kabul edilebilecek tüm
pasajlara ayrı ayrı yer ayırdık. Ardından Yahudilikte
beklenen Kral-Mesihin özelliklerini sıraladık. Bu bölümün son
başlığında ise Mesihin gelişine, dönemi
sırasında gerçekleştireceği misyonlara ışık
tutmaya çalıştık. Bu bölümde apokaliptik/kıyamete yönelik
edebiyatta bu meselenin nasıl ele alındığına
değinmeyi de ihmal etmedik. Yeri geldikçe Kutsal Kitapta yer almayan
ancak deotoronomic/2. derecede
apokrif/muteber kabul edilen kitaplarda yer alan mesih ile alâkalı
pasajlara da değindik.
Yeni
Ahidde mesih inancı olarak belirlediğimiz ikinci bölümde Yeni Ahid
verilerine göre İsanın beklenen mesih olduğunu, hemen
ardından da İsa Mesihin temel özelliklerini ilgili başlık
altında toplayarak sunmaya çalıştık. Bu bölümün son
başlığında ise ilâhi dinlerde mesihin dönüşüne en
fazla önem veren din olarak Hıristiyanlığın kutsal
kitabı olan Kitâb-ı Mukaddeste/Kutsal Kitapta İsanın
dönüşünü inceledik. Bu bölümde de Yeni Ahid verilerinden yararlanarak
apokaliptik bilgilerin ışığı altında kıyamet
sahnelerine ve tasvirlerine yer ayırdık.
Üçüncü
bölümde ise Kurânda Mesih Kavramı konusunu inceledik. Bu
başlık altında Kurânda mesih kelimesinin kullanımına
temas ettik. Ardından Kurâna göre bir kurtarıcıdan
bahsedilecekse bu yine Kurâna göre Tevratta ve İncilde müjdelenen son
peygamber Hz. Muhammedden (SAV) başkası olamayacağına
yönelik açık ayetleri net bir şekilde ortaya koyarak inceledik.
Tezimiz bir kavram çalışması olmakla birlikte son
başlığımızda mesih kavramından ayrı
düşünemeyeceğimiz mesihin dönüşü inancına yönelik problemi
de Kurân ayetlerinin ışığında incelemeye
çalıştık.
Her ilâhi
dini kendi kutsal metinlerinden ve kendi kaynaklarından inceledik. Türkçe,
İngilizce ve Arapça kaynaklar olmakla birlikte, ansiklopediler, sözlükler,
Kutsal Kitaplara ait indeksler, tezler, matbû kitaplar, tefsir ve hadis
kitapları gibi kaynak türlerinin tamamına başvurma
fırsatı bulduk. Çalışmamız boyunca her dinin kendi
kaynaklarını kullanarak incelemeye özen gösterdik. Bilindiği
gibi Kitâb-ı Mukaddes Eski Ahid (Ahd-i Atîk/ Old Testament) ve Yeni Ahid
(Ahd-i Cedîd/ New Testament) olmak üzere iki ana bölümden
oluşmaktadır. Eski Ahid, Tevrat ve Zeburdan (Mezmurlar)
oluşmakta; Yeni Ahid ise İnciller ve Mektuplardan
oluşmaktadır. Yahudiliğin kutsal kitabı sadece Eski Ahid
iken Hıristiyanlığın kutsal kitabı hem Eski hem Yeni
Ahiddir. Dolayısıyla hıristiyanlar Eski Ahidi de kendi kutsal
kitapları saymakta ve Yeni Ahide referans kabul etmektedirler. Bu
bağlamda mesih kavramına yönelik bir Eski Ahid pasajı iki dinin
mensuplarına göre farklı yorumlanmıştır. Bu farklı
yaklaşımların söz konusu olması incelememizi
zorlaştıran unsurların başında gelmiştir. Bir
diğer unsur ise İngilizce kaynaklarda geçen Grekçe, Latince,
İbranice ve hatta Almanca kelimelerdir. Biz bu sorunları hem
Üniversite hocalarımızla hem de yerinde ziyaretler
yaptığımız Kilise ve Sinegog yetkilileriyle
gerçekleştirdiğimiz görüşmelerle minimize etmeyi
başardık. Bazı terim ve kavramları da Kitâb-ı
Mukaddesin İstanbul 2001 baskısından yararlanarak
açıkladık.
Bu
çalışmamızda biz hem kütüphane araştırması hem de
karşılıklı görüşme/danışma yöntemlerini
kullandık. Tez boyunca Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünün
tüm dil, imlâ ve yazım
kurallarına eksiksiz olarak uymaya özen gösterdik.
Tezin
alınmasından son aşamasına kadar akademik yardımlarının
hiçbirini benden esirgemeyen ve yazdığım her metni titizlikle
inceleyip, sabırla düzeltmeler yapan muhterem hocam Prof. Dr. İlyas
Çelebi Beye, tezimin plan ve içeriği bakımından son halini
almasına büyük ve değerli katkılarının
yanısıra Dinler Tarihine yönelik tüm kaynaklara ulaşmamda bana
yardımcı olan Prof. Dr. Ömer Faruk Harman Beye, değerli
eleştirilerinden birçok şey öğrenme fırsatını
bana veren değerli hocam Prof. Dr. Metin Yurdagür Beye ve akademik
çalışmalara ilk adımı atabilmemi sağlayan muhterem
hocam, değerli insan Prof. Dr. Bekir Topaloğlu Beye, Bilim
Dalımın diğer tüm Öğretim Üyelerine
şükranlarımı arzederim. Ayrıca görüşme
gerçekleştirdiğim tüm Kilise yetkililerine ve özellikle Kadıköy
Uluslararası Topluluğu (KUT)
Kilisesi yetkililerine ve Caddebostan Sinegogundan değerli insan
Leon Adoni Beye teşekkür ederim. Yine değerli
katkılarından dolayı Türkiye
Hahambaşılığı yetkililerine özellikle Fakültemizde
uzun yıllar İbranice hocalığı yapan Türkiye
Cumhuriyeti 3. Hahambaşısı Yitshak Haleva Beye, Yahudilikteki
mesih inancını doğru kavramama değerli katkıları
olan Yusuf Altıntaş Beye teşekkür ederim.
Eğitim-öğrenim hayatım ve hatta öğretmenlik hayatıma
geçtikten sonra dahi desteklerini benden esirgemeyen tüm aile üyelerime,
özellikle maddî ve manevi yardımlarının yanısıra,
sıcak ve samimi ilgilerini hep üzerimde hissettiğim sabır
insanı, sevgili annem Ayten Demir Hanımefendiye; güzel insan,
muhterem babam Abdulkadir Demir Beyefendiye ve hayatımın her
aşamasında benimle yakından ilgilenerek gölgesinden
ayırmayan saygıdeğer ağabeyim Cüneyt Demir Beye yüksek
sabırlarından dolayı şükran, saygı ve minnetlerimi
sunarım. Tezin hazırlanmasında emeği bulunan tüm dost ve
arkadaşlarıma özellikle Kurân bölümüne değerli
katkılarından dolayı Yüksek Lisanstan değerli
sınıf arkadaşım Fatih M. Şekere teşekkür ederim.
Kaynaklara ulaşmamı sağlayan ve araştırmamın her
aşamasında benimle yakından ilgilenen Türkiye Diyanet Vakfı
İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) kütüphane bölümü
yetkililerine de ayrıca özel olarak teşekkür ederim.
Rıdvan DEMİR
İSTANBUL 2003
Mesih inancı, çok eski zamanlara dayanmaktadır. Hemen her millet kendi içinden yüksek bir şahsiyete sahip kurtarıcı bir lider beklemiştir. Kimi uluslar bu ümide kavuşmuş ve ulusuna büyük hizmetleri geçmiş şahsiyetleri o zannetmiş, kimisi bu özlemin derin yaralarını duyarak göçüp gitmiş, kimi uluslar ve dinler de hâlâ bu özlemli bekleyişin içindedirler.
Kurtarıcı mesih fikrinin ilk olarak nerede ve nasıl ortaya çıktığını kesin olarak söylemek mümkün değildir. Bununla beraber doğu toplumlarında iyi ile kötü arasındaki mücadelede iyinin kötüye karşı zaferini temsil eden mitolojik sahsiyetlere sıkça rastlanılmaktadır.
Bir teoriye göre beklenen kurtarıcı inancı ilk defa Sümerlerde doğmuş, Babillilerde ve Mısırlılarda gelişmeye devam etmiş ve dünyaya bu iki kanaldan yayılmıştır. Bir başka teoriye göre ise her din ve ulusun beklediği mesih kendi tarihi, psikolojik ve sosyolojik şartları içinde gelişmiştir.
Birinci görüşün temsilcisi olan Alfred Jeremias, beklenen kurtarıcı inancının izlerini Sümerlilerde ve Bâbillilerde görerek, diğer dinlerde kurtarıcı inançlarının ortaya çıkışı ile bu inanç arasında bağlantılar kurmuştur. Jeremiasa göre, zamanın günden güne kötüleşeceği inancı Mezopotamyada yaygındı. Bu sebeple Kral 1. Sargon (M.Ö. 2350) ve Hammurabi (M.Ö. 1728-1686) beklenen kurtarıcının kendileri olduklarını iddia etmişlerdir. Hatta Hammurabi kendisinin Tanrı Şamaşın oğlu olarak dünyaya geldiğini açıklamış, ülkede iyiliklerin gelişmesi, adaletin yayılması, kötülüklerin ortadan kaldırılması işlerinin kendisine ait olduğuna inanmıştı ve taraftarları onun ölümünden sonra tekrar geri dönmesini beklemişlerdi. Mezopotamyadaki bu inanç, M.Ö. 2000 yıllarında Mısırı tesiri altına almıştır. Gerçekten tarihte kayıtlara geçmiş ilk geleceğe yönelik bekleyiş Mısırda görülmektedir. M.Ö. 1950 yılından kalma bir papirüs metni de bunu doğrulamaktadır. Kral Snefru, kahinine Mısırın geleceğini sorduğunda kahin önce karanlık ve kötü günlerin ardından Mısırın güzel yarınlara kavuşacağını, sonunda güneyden çıkacak Ameni isimli hükümdarın bunu gerçekleştireceğini dile getirir. Bu kurtarıcı hükümdarı Tanrıları Ra gönderecektir. Bu gelecek hükümdarda kurtarıcı tasavvuru görülüyorsa da henüz bu inanç özel bir kavram haline gelmiş değildi. Yine Jeramiasa göre bu inanç Mısırdan İsrailoğullarına, Bâbilden İrana, oradan da Hindistana geçmiştir. Daha önce Çinde beklenen hidayetçi görüşü yokken Budizmin Çinde yayılmasından sonra Konfüçyanizmde bu inanca rastlanmaya başlanmıştır. Konfüçyanizm ve Taoizmde kurtarıcı inancı görülmekle birlikte, bu tasavvuru ifade eden özel bir kelimeye rastlanılmamaktadır. W. Staerk ise Jeremiasın genel görüşüne itiraz etmemekle birlikte, mesih inancının Yahudiliğe Mısırdan değil Mecusilikten geçtiğini iddia etmektedir. Mesih inancının Yahudilikteki kökeni görüşüne itiraz edenlerden biri de Hugo Gressmann olup, Der Messias isimli eserinde Yahudilerin mesih inancını Mısırlılardan değil, Amurrilerden almış olabileceklerini iddia etmiştir. Gressmana göre Yahudiler, Ammurilerden ilk hükümdar fikrini almışlar ve Meldizedeki ilk Kudüs hükümdarı kabul etmişlerdir. İlk hükümdar fikri, son hükümdar fikrini doğurmuş ve böylece bu inanç Yahudiliğe girmiştir.[1]
Bir diğer görüşe göre Sami Dinleri, özellikle Yahudilikteki beklenen mesih inancını Zerdüştlükten almıştır. Bu görüşü savunanlara göre Yahudiler kurtarıcı mesih inancını iki asır boyunca hakimiyetleri altında kaldıkları İranlılardan almışlardır. Yahudilere göre İsrailin hakimiyetini yeniden yapılandıracak bir kurtarıcı, Allah tarafından mutlaka gönderilecektir. Bu kurtarıcı Yahudi Krallığını tesis edecek ve bütün insanlar hatta ormanlardaki hayvanlar bile barışa kavuşacaktır.[2]
Bazı araştırmacılar ise kurtarıcı mesih fikrinin, genel kabulun dışında olmakla birlikte temelde bir Yahudi inancı olduğunu ileri sürmektedirler. Hz.İsadan önce 8.yy. peygamberleri tarafından verilen haberlerde bu fikrin izlerine rastlanmaktadır. Mesih kelimesi teknik terim olarak M.Ö. 1.yy.a kadar Mezmurlar dışında hiçbir yerde kullanılmamıştır.[3] Bununla beraber ilk mesihçilik fikrinin ortaya çıkışını M.Ö. yaklaşık 2066 yıllarına, Hz.İbrahime kadar götürenler bulunmaktadır.
Alman ilahiyatçı Julies Wellhausen (1844-1918) kurtarıcı mesih fikrinin, İran mitolojisinden etkilenmekle beraber, orijinal olarak Yahudilerde başladığını söylemektedir. Diğer bir Alman asıllı Dinler Tarihçisi Hermann Gunkell (1862-1932) ve eskatoloji alanındaki çalışmalarıyla bilinen Hugo Gressman (1877-1927) ise kurtarıcı mesih inancının İsrail peygamberleri öncesine dayandığını savunmuşlardır. Norveçli din bilimci Sigmund Mowinckel daha net bir görüş ortaya koymaktadır. Ona göre kurtarıcı mesih fikri ilk olarak Davudun hükümdarlığının düşmesinden sonra gelişmeye başlamıştır.[4] Doğru olan görüş de bu olsa gerektir. Zira Yahudilikte Mesih beklentisi, Hıristiyanların Hz. İsayı beklemeleriyle hız kazanmış olmalıdır.
Beklenen kurtarıcı inancının her dinin kendi tarihi, psikolojik ve sosyolojik şartlarına göre doğmuş ve gelişmiş olduğunu savunan ikinci görüşe göre ise, yeryüzündeki hemen bütün ilkel dinlerde bir kurtarıcı inancı gözüktüğü gibi geçmişin bütün büyük dinlerinde de bu inanca rastlanmaktadır.[5]
Eski İranda, Brezilyada, Yeni Ginede ve Azteklerde beklenen kurtarıcı inancına rastlanmaktadır. Örneğin eski İranda Saoşyant (Sosiosh) ahir zamanda beklenen kurtarıcılardan biridir. Tanrı Ahura Mazda onu kendisine elçi olarak kıyametten önce gönderecek ve o, insanlığı dine döndürecektir. Mecusilikte ise kurtarıcı bir şahsiyeti ifade eden kelime yardımcı, yardım eden anlamlarına gelen Soaşyant olup; bu, Ahir zamanda gelip yeryüzünde ilâhi adaleti hakim kılacağına inanılan Bahman Varjawandi dir.[6]
Zerdüştizmin mensuplarına göre Allah âlemi herbir dönemi iki ay olan altı dönemde yaratmıştır. Üzerinde yaşadığımız dünya her aya karşılık bin sene yani toplam 12.000 seneliktir. Zerdüşt 9.000 senenin sonunda doğmuştur. Ölümünden 3.000 sene sonra Zerdüştün oğullarından birisi dünyada ortaya çıkarak insanlığın büyük kurtarıcısı olacaktır.
Zerdüşt dininde Mithra semadan dünyaya inecek, çok müthiş bir savaş sonucunda Ehriman ordularına karşı kesin bir zafer kazanacak, bu orduları cehenneme atacak, ölüleri gerçek şekilleriyle diriltecek, muhakeme edecek, günahkârları cehennem azabına gönderecek, iyileri cennete koyacak ve böylece 1.000 senelik barış ve sükûnet dönemi başlayacaktır. Kıyametten önce kurtarıcı peygamberin gelmesi Zerdüştizmin inançları arasındadır. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıktan kurtarıp mutlu hükümranlığını kuracaktır.
Manheizmin lideri Mani, Sasani imparatoru Behram tarafından öldürüldüğünde adaleti gerçekleştirmek üzere yeniden geleceğine inanılmıştır. Benzer bir inanç Mazdeklerde de vardır ve Mazdekin yeryüzünü kötülüklerden temizlemek üzere geleceğine inanmaktadırlar.
Brezilya yerlileri ise deniz yoluyla gelecek bir kurtarıcıya inanmaktadırlar. Sosyologların cargo cults (gemi kültü) şeklinde ifade ettikleri beyaz adamın bir gemiyle geçip kendilerini kurtaracağı şeklinde ifade edilen bu inanç Güney Pasifikte bulunan Melanizyada da görülmektedir.
Eski Amerika yerlileri olan Azteklerde gelecek kurtarıcı, tanrı Quetzalcoalt idi. Onlar bunun kendilerini düşmanlarından kurtaracağına, ilâhi adaleti gerçekleştireceğine inanırlardı.
Kuzey Amerika yerlilerinden Algonkinlerin, Montagnai kabilesinin müstakbel kurtarıcısı, efsanevi kült kahramanları Tsekabec dir. Bu isim sadece Montagnai kabilesinde kullanılır. Batılı araştırmacılar Kuzey Amerika yerlileri arasındaki kurtarıcı inanç ve hareketlerinin genel bir ifadesi olarak Ghost-Danc deyimini kullanmışlardır. Mayaların bekledikleri kurtarıcı ise Kukulkan dır.[7]
Güneydoğu Asyada gelecekle ilgili mitoloji hayli gelişmiştir. Özellikle Kalimantan, Nias ve Jawada kurtarıcı mesih inancına rastlanmaktadır. Onların kutsal kitabı Bharatayuddhaya göre jayabovya isminde bir kurtarıcı beklenmektedir. 19.yy. edebiyatçılarından Rangawasıtanın (ö.1873) eserlerinde bu fikir işlenmektedir. Bozuk ve çılgın dönemden sonra adaletli kral (ratu adil) dönemi gelecektir. Bu altın çağ beklentisi günümüz Jawa halkında hâlâ bulunmaktadır.
Budistlere göre Budda, Brahmanlara göre Brahma hâlâ hayattadır ve bir gün gelecektir. Hindulara göre henüz gerçekleşmemiş olan onuncu Avatara, bütün dünya için gerçekleş